Cuma, Aralık 25, 2009

bir takım adamlar.

"bu bir uçurtmanın kaçışı, belki de değil."

ne güzel sesin var senin güreli adam. ne güzel söylüyorsun. o yollara nasıl çıkarsın haber almadan, bilemiyorum, ama bu yollara çok güzel geliyorsun.

bülent somay diye bir adam var imiş. bildim. kendisi ged ile haşır neşir olmuş bir ara yazısında. diyor ki genel olarak, "ged bana büyü dedi, ben ötekimi, karanlığımı aldım karşıma -onun adını söyleyerek-, aldım içime, büyüdüm, kendinden vazgeç, erkek olma, insan ol dedi, ıkındım sıkındım onu becermeye çalışıyorum" gibi bir şey. ged, ego ideali olursa, büyü de yapar adama, kadına, alır onu çekiştire ittire büyütür de. kendisi, "büy" kökünden geliyor gördüğünüz gibi. çevik atmaca. bülent bey de kuşlardan bir tür gibi sanki, biliyor çünkü, diyor ki, "sizin karanlığınızın esas ismini de siz bulun, çağırın." bunu yapamazsak heba olacağımızı biliyorum.

bir de bir takım afilli filintalar geliyorlar imiş ki, güruh içine şöyle bir bakınca, bildiğimiz ve çok sevdiğimiz bir kaç malzemeyi karman çorman edince, tadı çok yeni ve çok tuhaf olan ve insanı kendine bağımlı edecek acayip bir yemek çıkacağını anlamak zor değil. "fi" yoğunluklu delikanlılar şuralara teşrif edecekler:

http://www.afilifilintalar.com

tüm bu ilgi çekici güzellikli şeylerin bir takım adamlar tarafından yapıldığını farkettiğim anla, nerde bu toprakların afilli, güreli, kuşlu kadınları diye düşünürken, yapmak istediğim her şeyin en güzelini yapan bu adamların arasında, yerinde, yanında olmak istediğimi, kıskandığımı filan da farketmiş bulundum. hayallerlen gerçekler nası da yarılmışlar yani. nebçim hayat di mi. yazabilirdim oysa ki, sabahlara uzayacak bir sürü gecem ve az tembelliğim olsa. söyleyebilirdim, keyfim yerinde olacak kadar zamanım olsa. böyle böyle.

Çarşamba, Aralık 23, 2009

my wild, my wind.

sevgili şarkı,

sen ki bir girdiğin zaman bir daha çıkmıyorsun, ne varsa sokuşturup uzaktan dünyanın en güzel gülümsemesiyle bakınıyorsun, ne alabiliyor, ne uğurlayabiliyorsun, ne sevmek ne unutmak ne varolmak ne yokolmak ne özlemek ne umursamak olabiliyorsun, ne öznen var ne yüklemin, ne bir ansın ne bir başka zamansın, öylece, saçmasapan bir anahtarsın, kim ne zaman nerde çevirse insanı hem kendinin olan hem de aynı anda ona ait olmayan bir geçmişe baya baya batırıp çıkaransın, geri getirdiğinde yakasını bırakmayansın, ne söyleyeninin "vayıld"ının güzelliği kadarsın, ne aradaki detonesinin çekiciliği kadarsın, hepsisin ve hiçbirinin toplamısın.

şüphesiz ikibindokuz otuzbiraralığının baş kahramanısın.

durmadan dönen ka'nın selamı var. bir yerlerde susmazsan, zamanın kırılıp dökülmesinde büyük payın olacakmış.

Pazartesi, Aralık 21, 2009

remember remember the curse of december

yine sektirmez bir aralık debelenmesiyle başbaşayız sevgili ömrüm ve ben. bu sefer ayın 31'inden erken geldi, başımı sıkıştıracak hadiseler bütünü, yine de küfürlerime layıkçasına bir süreç olduğunu görmezden gelemeyeceğiz.

son on kadar senede, her aralıkta neyin içindeysem onun bana bir arıza çıkardığını ve o her bi günden daha bir ben'im olan 31 aralığın içine ettiğini fark ettiğimde geçen sene bu günlerdeydik yine ve ben okula saydırıyordum. şimdi de işe saydırıyorum. yılın bu günlerini mide ağrılarımla geçirmemi sağlayan sisteme, o sistemin kafası çalışmayan, prosedür meraklısı bürokrat ruhlu elemanlarına, elimde tuttuğum hakkımı, "elinde ama elinde olduğuna dair yazısı bende değil" diyerek yok sayan bilmemnesine buradan en içten küfürlerimi yolluyorum. ben bu işi de halledeceğim de, olan yine canıma olacak.

allah belanızı versin,
sevgilmerimle,
ka'.

ertesi gün editi: ben dedim halledicem diye. vefakat midemin ağrıması. tü size.

Cuma, Aralık 11, 2009

ring ring

"her zaman mı bu kadar rezilceydi, çirkefçeydi, böyle pişkinceydi, ben büyüdüm diye mi daha fazlasını görebiliyorum?" - yemek masası sohbeti. baba-kız.

cevap: gülüş. (baba).


sürü: "içimin yağları eridi oh."

oyuncular: kuklacanlar. milyon var.

gerçekçilik der: ovv, real politika.

vicdan: the grass was greener, the light was brighter.

netice: lan bu ülkenin büyük bir kısmı savaşmak öldürmek ölmek istiyor.

süreç: the ringing of the division bell had begun. hayırlı uğurlu olsun.

---------------------------

yolu diyarbakıra mardine düşenleri rajaz ile uğurladım. iki gün sonra oralardan kime ne haberleri getireceği belli olmayan hayata sesleniyorum: biz çok acayip insanlar olduk hayat, takma sen, yola devam.

Çarşamba, Aralık 02, 2009

biyolojik anma

insanın hafızasının da biyolojik saati var demek ki. bu sabah körü çay sigaramda, henüz ikinci yudumumda içime bir nefes girdi ve çıkarken derdinin ismini söyledi. bu nefes, bilincime sözkonusu ismi koyduğu andan beri, neden bir anda, neden şimdi diye düşündüm. belirli şarkılı zamanlarda çokça, o zamandan beri denizi gördüğümün her seferinde, o motorlara uzaktan baktığımda, binmeye kalkıp vazgeçtiğimde gelir evet aklıma. ama neden bir sabah nefesinde? baktım tarihe dönüp. bugün, haberinin geldiği gün çünkü. kayıplığının değil, ölümünün. bunun mümkün olduğunu biliyorum. yani senin farkında olmadığın bir şeyin, kendi kendine bilincin altından bir yerlerden gelip kendini hatırlatmasının. fakat, altından çıkan, kocaman sorularla beraber kendi canı üzerinde hükümcülüğünü oynamış o kadın olunca, hiçbirşey birşeyin altından çıkmıyor, insan kendinin ve o hislerin altında kalıveriyor.

tüm gün, kadın, tüm gün, içimden söyledim. şimdi de dışından söyleyeni dinliyorum. kendimi ve seni dinliyorum.

"drink up with me now and forget all about the pressure of days
do what i say and i'll make you okay and drive them away
the images stuck in your head".


bir de, seawinds var.


"keşke oraları da unutsa"ydın ayça. "ne güzel."

Pazartesi, Kasım 30, 2009

başlarken, gypsy çalıyordu.

geçmişten gelen fenalıklar, şimdinin eften püften herhangi bir halini böyle toz duman içinde bırakabilecek kadar inatçılar her zaman.

geçmişten gelmeleri, kodlanma dönemlerinin eskiliğine atıf. basitçe bir çocukluk kalıplarından bahsediyoruz. ne kadar erken ve ne kadar sık maruz kalındığına göre değişiyor şimdiye yaydığı ızdırap.

böyle olunca duygusal bir takım dehliz düşmelerinin, ana babadan bağımsız düşünülemediği aşikar olduğu gibi, bir de işe gitme sendromunu o ütülü trtli pazar günlerini anmadan anlatıveremiyoruz.

şimdinin bir sürü şarkısı bile, eski bir zamandan çalıyor gibi. özlediğini, şimdi bile özlüyor olsan, tarihi 18 senelik gibi. her özlemek birikiyor gibi, yani. her sıkılmak, birikiyor gibi.

o zaman soruyorum ben sık sık: hadi bakalım ka, bunu da söyle: önemli olan ne?

Pazar, Kasım 29, 2009

it's a crime: sun in autumn.

yağmur yağacak demiştim ben.

yağmurun kadıköyü bi ılıkça yıkaması var. bi de içime oturması. ne güzel. güzellikten çatlayacağız nerdeyse.  öyle bir şirin öyle bir sevimli şey yaşamak. haha. küfürler. bir sürü küfürler. haydin.

 

Cumartesi, Kasım 28, 2009

yine o şey.

shuffle'dan gelen wild is the wind'e böyle yerlere kadar eğilsem mi, bir şeyler mi fırlatsam? ardından somehting in the air çalıyor.

bowie, diyorum. bowie. bir daha benimle böyle konuşma. kimyamı, günümü felç ediyorsun böyle yapınca. yapmaman gerekiyor.

Cuma, Kasım 27, 2009

something in time.

bir koltuğa yapışma günü. battaniyeler altında. çay çay çay içme. sigara ve sigara. sigara içme. hep.

uzak bir ev, ama ev burası. benim olmasın, e'relin olsun, farketmiyor. yine benim oluyor. müzik var. o da benim oluyor. bitiyor ve bitmiyor. bittiğinde acıyor. acımıyor. ve acıyor. hep.

bol bol, derin nefes alınır. bu bizim hep yapıtğımız şey. e'rel süreçlerin ne olursa olsun güzelliğinden bahsediyor. bu onun hep yaptığı şey. ben, sonuçların izlerinden. hep yaptığım şey. ne çok aynıyız diyoruz. ne çok benzemiyoruz. hep olduğumuz şey: biz.

biz: o trenin ite ite ilerleme ihtimalinden hayalleri olanlar. bir türlü kıpırdamayan o trendeki elimize, kolumuzdaki kuvvet çabamıza bakıp yabancılaşınca, duramıyoruz orada. içine binip şöyle bir yalnız yalnız otursak, daha iyi olacak gibi.

treni itmeyi bırakınca rahatlıyor kollarım. sonra o ihtimali özlüyorum. treni özlüyorum. kahve kokusu. kahve kokusu uzağa gitmek gibi. kahve kokusu eve gitmek gibi. kahve kokusu evden gitmek gibi.

döngü bu. binsek de gitsek, beraber, keşke. yol bitse filan. o zaman, o koymaz nihayet.

Perşembe, Kasım 26, 2009

ka'ya

dön ka'.

Çarşamba, Kasım 25, 2009

nerd.

- boncuğu özledim. incir ağacının altında şimdi o. o incirlerin kenarlarından köşelerinden ne buluyosa tıkınıyodur dobak, ben söyliyim.

- gündüz durağanlığının, uyaransızlığının ardından çok acayip rüyaların içindeyim bir kaç zamandır. tabi bunda 15 güne yakın süren ağır grip halinin etkisi de vardır. keşke onları yazabilecek halim olsaydı. 

- önce wild is the wind'i ardından tigress'i dünyanın en güzel şarkısı seçtikten sonra, sidarlardan bir gaba dedi ki, no surprises çalsın dünya yeniden doğarsa bi gün, o kadar güzel o. dedi. ben de pelteleştim. huzurlaştım. görkemli bir bilim kurgu çektim kafamın içinde, uzun metraj, başından sonuna no surprises çaldırdım. eheh, ilahi zihin.

- artık bir yerim ağrısın istemiyorum. 

- hem gitmek hem de kıpırdamamak gibi isteklerim var. gitmeye kalksam sinirim bozuluyor. kıpırdamadıkça da uyuz oluyorum. 

başlarken, pressure çalıyordu.

Salı, Kasım 24, 2009

fark ettim

fark etmek de değil. aydım. iyice belledim. inandım. bildim. kendimle ilgili bu yaşıma kadar verebildiğim tek tutarlı kararı açıklıyorum: her günün birbirinin aynı geçmesinin sebebi müzik dinlememek.   öyle bir şey, bu notaların bir arada bir arada beynime yaptığı şeyin kendisi: bu iki nokta sonrası açıklamamı david bowie'nin inleyen ağzıyla yapacağım şimdi. "don't you know, you're life, itself."  

bir insan için acıklı bir durum olabilir. ama gerçekse, gerçektir. duygum çalışmıyor. müzik olmayınca, dalgam olmuyor. dalgalanmam. iyi ya da kötü. boğucu ya da ferah. yorgun ya da dinç. müziksiz bir dümdüzlük. ne ..ne düz. 

o vakit, dünyanın en güzel şarkısı olarak ben, wild is the wind'de karar kıldım diye buradan da belirteyim. simone olmasın ama. bowie olsun. hep o olsun. 

müzik deyince, haberlerin en güzeli de gelivermiş meğer: mabel matizli günler yakın. hem de zaman'lı, hem de sevişen çocuklar'lı hem de öteki'li. albüm geliyor! haha. çok acayip.

Pazartesi, Kasım 23, 2009

boncukkedinin gittiği.


güzel uyu e mi, yaşlı tombalak. sefa içinde geçen yirmiye yakın seneden sonra, nihayetinde, incecik, titrek kalmış o bacacıkların rahattadır artık. kart sesinle bağırırsın yukarlardan yukarlardan tepemize.  güle güle oğlum. canım.

Pazartesi, Kasım 16, 2009

bu.

abilerim, ablalarım hehe. herkes diyor, nerdesin de nerdesin diye. oturmuyorum işte başına aletin? hem kış hem grip iş güç yollar evler uykular. rutinin içine gömülemez mi insan. gömülsün. bazen.

Çarşamba, Eylül 30, 2009

denize düşen insan evladı

gece vakti deniz kenarı bir yerdeyiz. yürüyoruz ev gibi bir yere gitmek, hatta yetişmek için. sanırım üç kişiyiz. yanımdakiler kimler hatırlamıyorum ama rüyanın devamında ispanik arkadaşım mrt ve hatta diğer liseliler olduğu için, o an da yanımdakilerden birinin o olduğunu varsayabilirim.

öyle koştururken acayip bir ses duyuyoruz. dönüp baktığımızda gökyüzüne, karanlıklar içinden böyle füze gibi bir şeyin denize çok yakın biçimde hareket ettiğini görüyoruz. yalnız pozisyonu denize paralel değil. hareketi denize paralel, ama pozisyonu denize dik. yani denize düşer gibi duruyor, ama öyle, ucu denize bakar şekilde, ama yan yan ,ilerliyor. ve çok hızlı. önce düşüyor sanıyoruz sonra hızla yanımızdan geçiyor bu saçma sapan hareket biçimiyle. bir an kafamıza düşecek diye korkuyoruz filan. sonra, tam yanımızdan geçerken, denizle kendisi arasındaki mesela üç insan boyuluk aralıktan, denize doğru bir insan düştüğünü görüyoruz alenen. füzenin denize bakan sivri kısmından "aaaaaaaah" diye bağırarak bir insan denize düşüyor. çok karanlık. sesi çok yüksek, hem füzenin, hem insanın. korkuyoruz, eve doğru koşturuyoruz (bakırköydeki eski evin arka bahçesine benzeyen bir yere çıkıyoruz). rüyanın devamında epesmer bir çocukla tanışıyoruz. 20li yaşlarda bu. kalın kaşlı, güzel gözlü biri. sonra farkediyoruz ki o düşen çocuk bu çocukmuş. rüyadaki herkes bunu öğreniyor. onunla tanıştığımızda üzerinde asker kıyafeti var. zaten rüyanın devamında çocuğun kürt olması ile ilgili bir takım siyasi meseleler yaşanıyor, tartışılıyor olacak.

1- o füzenin gelişi ve çocuğun düşmesi çok korkutucuydu. nasıl kedi rüyası görüyorsam zaman zaman, üzerime gelen uçaklı bombalı füzeli rüyalar da görüyorum. kedileri kurtarmaya çalışmak nasıl sık sık ziyaret edilen sembolik bir şeyse bende, o füzenin uçağın bombanın görüldüğü an yaşanan korku da öyle bir şey. bu iki şeyin sık olmasa da, belli ruh hallerindeyken tekrarlandığını söyleyebilirim.

2- geçen gün kedi gördüm yine.

3- ne kadar alakasız olabilirim diye zorluyorum: ikametgah naklettirirken artık nüfus müdürlüğünden bir şeyler yapmak gerekiyor. ve bürokrasi hepimizin bildiği gibi, bir sürü her şeyi bilen ve hiçbirşeyi bilmeyen o an canı ne çekiyorsa karşısındaki insana öyle davranan insanlar bütünüyle başedebilmek anlamına geliyor insan için. sadece işinizi görecek olanlar değil, sıradakiler de, herkesten ve herşeyden çok biliyorlar. bugün mesela, almamın 3 saniye sürdüğü bi yerleşim belgesinin sırasında beklerken 3 tane adam tarafından "evin sahibinin mutlaka yanımda olması gerektiğine" ikna edilmeye çalışıldım. 20 dakikanın sonunda belgeyi aldığımda kendilerinin suratına tutarak uzaklaştım oradan.

4- yine alakasız. 29 eylül acayip bi tarih. bi insanın bir günü o kadar yoğun geçmemeli. yollarda öyle koşturulmaz. o kadar çok saçma ve zor şey, bi günde olmaz. eskilerden filizler öyle günlerin yollarında aramaz.

5- şunu farkettim ki, aranızda iş hayatı iyi giden birileri varsa, şanslı. kimle ne konuşsam acayip hikayeler çıkıyor. insanlar zorlanıyor. toplu olarak zorlanıyoruz.

Perşembe, Eylül 24, 2009

sansüre tepkisiz kalmak size yakıştı mı?

http://www.dinlemeparki.com/?p=1271


Mü-Yap’a bağlı plak şirketlerinden albüm çıkaran bazı sanatçılar aşağıda. Özellikle bu sanatçıları seçmemizin temel sebebi onların her daim özgürlükçü ve demokrasi yanlısı hareketler içinde yer almaları veya bize öyle bir imaj vermeleridir. Ancak bilgimiz dahilinde, bu sanatçılardan hiçbiri şu ana kadar MySpace ve Last.Fm’in kapatılmasına ilişkin herhangi bir tepki vermiş değil. Tabii bu sanatçıların ismini Mü-Yap’ın yapıtları listesinden aldık. Halen Mü-Yap’a bağlı plak şirketlerindeler mi bilemiyoruz. Değillerse isimlerini listede yayınladığımız için özür dileriz; ancak her halükarda kendilerini tepki vermeye davet ediyoruz. Sanatçıların web siteleri (Ne ironidir ki bazılarınınki MySpace) ve bulabildiklerimizin e-postaları da aşağıda.

Şu ana kadar Demirhan Baylan ve Aylin Aslım konuyla alakalı olarak tepkilerini dile getirdiler. Bu da bize güç verdi. Ne kadar teşekkür etsek azdır.

Mü-Yap’a bağlı plak şirketlerinin tepkisiz kalan sanatçıları ve iletişim imkanları:

Arif Sağ - info@arifsag.com

Bulutsuzluk Özlemi - info@bulutsuzluk.com

Burhan Şeşen - Yok

Coşkun Demir

Doğan Canku

Duman - sermin@evento.com.tr

Edip Akbayram - Yok

Erkin Koray - Yok

Ezginin Günlüğü - husnuarkan@ezginingunlugu.com.tr, nadirgokturk@ezginingunlugu.com.tr

Fairuz Derin Bulut - info@doublemoon.com.tr

Grup Çığ - Yok

Haluk Levent - Yok

Mazlum Çimen - Yok

Moğollar - poem@mogollar.com

Mor Ve Ötesi - iletisim@morveotesi.com

Nekropsi

Özlem Tekin - Yok

Replikas - replikas@replikas.com

Tibet Ağırtan - Yok

Trio Aksak

Tuluğhan Uğurlu - info@tuluyhanugurlu.com

Zafer Aracagök - Yok

Zuğaşi Berepe - zugasiberepem@gmail.com

TEPKISIZ KALMAYIN!!!

Bilincli Internet Hareketi

Not : Bu yazıyı dilediğiniz gibi kopyalayabilir, kesip biçebilir, tekrar yapıştırabilirsiniz.

Çarşamba, Eylül 23, 2009

müyap gayretleri varan 2.

http://www.dinlemeparki.com/?p=1262

"Başladığımız tepki silsilemize bugün bir yenisini daha ekleyerek devam ediyoruz. Ekte Mü-Yap üyesi plak şirketlerinin isimleri var. Gün içerisinde bu şirketlere aşağıdaki ve ekte de bulunan metni göndereceğiz faksla ve e-maillerle.

Bu gidişe birilerinin dur demesi lazım ve bu olana kadar da tepkimizi sürdüreceğiz. Konu sadece ne MySpace, ne de Last.Fm. Bu anlayışa bir dur dememiz gerekiyor. Yasanın değişmesi gerekiyor. İnsanların artık bilinçlenmesi gerekiyor. Önce bu engellemelerden başlayarak hepsini masaya yatıracağız.


Protesto metnini buradan indirebilirsiniz

E-mail listesini buradan indirebilirsiniz

Mü-Yap üyesi plak şirketlerinin isim, e-mail ve faks listesi

Uyarı: Lütfen e-mail atarken To: bölümüne yazın. Spam yaratmayı hiçbirimiz istemiyoruz değil mi?

Bilinçli Internet Hareketi

dear müyap,

aşşağıdaki yazı, şu adresten alıntı oluyor: http://www.bianet.org/bianet/bilisim/117192-yasak-karsitlari-muyapa-protesto-cdleri-gonderiyor


"İnternet üzerinden örgütlenen ve MySpace ile Last fm sitelerinin kapatılmasını protesto eden yasak karşıtları, postaladıkları "özgür müziğe dokunma" yazılı cd'lerle MÜYAP'ı gerçek 'spam'lere boğmayı amaçlıyor.




MySpace ve Last.fm sitelerinin iddia edildiğine göre Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği'nin (MÜYAP) açtığı dava sonucunda kapatılmasına karşı çıkan ve kendilerine "İnternet Vatandaşları" diyen bir grup insan, bugün (23 Eylül) MÜYAP'a, kapağında "özgür müziğe dokunma" yazılı boş cd'leri gönderiyor.

İnternetle birlikte plak şirketlerinin bir "dağıtım kanalı" olma özelliğinin büyük bir tehditle karşı karşıya kaldığını, müzisyenlerin MySpace, Last.fm ve benzeri pek çok platform sayesinde kendi müziklerini dinleyicileriyle paylaştıklarını, bağımsız plak şirketleri aracılığıyla ürettikleri/dağıttıkları albümlerinin promosyonunu yaptıklarını söyleyen "İnternet vatandaşları" şöyle diyor:

"İnternet müzik için yeni bir dağıtım kanalı olma özelliği taşıyor. Doğal olarak onlarca yıldır iş gördükleri klasik sistemi sürdürmeye çalışan müzik endüstrisi için bu bir kâbus!"

"Müzik endüstrisinin temsilcileri yalan söylüyorlar"

Sitelere erişimin engellenmesini friendfeed, twitter ve bloglar üzerinden protesto eden yasak karşıtları yayınladıkları bildiride şöyle diyor:

"MySpace ve Last.fm'e erişimin engellenme nedenini araştırdık, karşımıza 'telif hakları ihlâli' gerekçesi çıktı. Bu sitelerin kapatılması için dava açan kurum ise Türkiyeli müzik yapımcılarını bir çatı altında toplayan MÜYAP'tı. Üstelik hem MySpace, hem de Last.fm yasal içerik sunan internet siteleri. Bugünkü telif kanunları çerçevesinde bile 'telif hakları ihlâli' gibi bir durum bu iki site için geçerli değil. Engelleme kararının MÜYAP tarafından telif nedeniyle aldırıldığı ileri sürülürken, bu kararla MÜYAP'a bağlı bulunmayan bağımsız müzisyenlerin eserlerine erişim de engellenmiş oluyor. Yani yapımcılar talebi artırmak yerine, arzı adil olmayan bir şekilde kontrol etmeye, onu baskı altında tutmaya çalışıyor."

MÜYAP'a protesto cd'si göndererek gerçekleştirdikleri eylem için "Müzik endüstrisinin çıkarlarının, toplumun ve müzisyenlerin çıkarlarıyla uyuşmadığını, onların toplumun çıkarlarına aykırı hareket ettiğini göstermek ve bir kamuoyu bilinci oluşturabilmek istedik" diyen yasak karşıtları tüm "İnternet vatandaşları"nı protestoya çağırıyor:

"Lütfen müzik endüstrisinin temsilcilerine inanmayalım, bize yalan söylüyorlar!"

Protesto için MÜYAP'ın adresi şöyle: Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği Kuloğlu Mah. Turnacıbaşı Sok. No:16 Kat:5 80070 Beyoğlu İstanbul.

"Özgür Müziğe Dokunma" yazılı protesto cd kapağını indirmek için tıklayınız. "

bu da benim kendi şeyim: daha da cd filan almam şu ömrümde. ha sanatçıların emeğine günah değil mi diyecekler için de şey gibi bi düşüncem var: şöyle bir durumda en çok kimin sesinin çıkması gerekiyor? hmhm. evet. ses seda var mı? hmhm. hayır. eh, onlar da emeklerine, özgürce çıkabilsin diye kendi seslerine sahip çıkacaklar. sonra bi daha değerlendiririz durumu.

yours,
ka.

Cumartesi, Eylül 19, 2009

illegaliteyi ilan etmek

myspace'e erişimin engellenmesi

last fm'e erişimin engellenmesi

alltogether, andavaling. madem müyap, ulaşmayı engelleyip kendini dayatmak istiyor, ulaşabilir olmanın anlamlı olduğunu düşünegeliyorum. o zaman;

http://www.hotspotshield.com/

ha, hakkımızı şurda arayalım diye çıkarsa biri, aramayan nolsun?

Çarşamba, Eylül 16, 2009

taytay

bu ülkede yapılıp edilecek en güzel klibin sahibi, çocuk halimle bile ilk kez duyduktan sonra asla unutmadığım, aklımdan hiç çıkmayan, onlarca başka insanın söyleyip o çocukluk melankolisi hissinin içine ettiği şarkıyı, kendisiyle her dinlediğimde tüm gemilerimi yerinden kaldıran en güzel erkek sesi, tam da yanık omuzların üzerinden eylül eylül "yaşamdan" çıkmış, tekneler içinde "yorgunum" diyerek gitmiş güzeller güzeli insan. kimse, tek bir şarkı söyleyip, bu kadar insanın içinde bir ömür o şarkının hissiyle varolmayı beceremedi senden başka. tüm o hislerle beraber, şimdi taytay sana.